KraliÇe konu prenses Diana’nın ölümünü takip eden günlerde Kraliçe Elizabeth’in ve Kraliyet Ailesinin içinde bulunduğu karışıklığı anlatan bilgilendirici, samimi ve ilginç bir film. Kisa özet



Indir 228.5 Kb.
Sayfa2/28
Tarih09.02.2022
Büyüklüğü228.5 Kb.
#10
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   28
YAPIM HAKKINDA

Prenses Diana 1997 Ağustos’unda Pariste bir trafik kazasında öldüğünde, bu trajedinin hem İngiliz hükümetinde hem de kraliyet ailesinde yaratacağı etkiyi pek az kişi tahmin edebilirdi. Şüphesiz, Prens Charles’tan boşanmasının ardından, Diana sessizce arka planda kalmayı ve ortalıkta görünmeyi reddederek sorun olmuştu. En çok fotoğrafı çekilen ve tartışmasız dünyanın en ünlü kadını olmasına rağmen, zamansız ölümü İngiliz halkının duygularını açıkça sergilemesinde ve monarşiye karşı tutumunda ani ve köklü bir değişikliğe neden oldu.


Prensesin ölümünü çevreleyen olaylar bir filme esin kaynağı olması bakımından herşeyi içeriyordu. İnsafsız bir paparazzinin korkunç araba takibinin ardından ölümü, hayatının baharında zalimce öldürülen genç bir kadın, daha canlanamadan kesilen tartışmalı bir ilişki, ölüm haberiyle yıkılan bir halk ve ölüme neden olmakla suçlandığı için ümitsizce dikkatleri başka yöne çekmeye çalışan bir basın ordusu.


Ancak, yapımcı Christine Langan’a ve İngiliz kanalı Granada’da Dram, Komedi ve Film Kontrolörü olan Andy Harries’e KRALİÇE’nin yapımına götürecek süreci başlatmaları için ilham veren şey, bu korkunç olayların farklı bir yönüydü. İkili kısa süre önce Tony Blair, Gordon Brown ve yeni İşçi Partisinin doğuşu hakkında Peter Morgan’ın yazdığı ve Stephen Frears’ın yönettiği THE DEAL’in yapımcılığını üstlenmişti. THE DEAL’i yapma tecrübesi öyle başarılı oldu ki, Langan ve Harries çağdaş İngiliz toplumunun bir yönünü ele alan ikinci bir projede Morgan ve Frears’le birlikte çalışmaya can atıyordu.


Ancak bu kez film daha görkemli, daha etkileyici bir uzun metrajlı sinema filmi olacaktı. KRALİÇE, Kraliyet ailesinin gerek inzivaya çekildikleri İskoçya’nın Balmoral şatosunu çevreleyen engebeli kırsal arazideki, gerekse Buckhingham Sarayının zarif salonlarında ve özel odalarındaki eski moda resmiyetiyle; yeni seçilmiş Başbakan Tony Blair’le kurnaz ve imajın bilincinde yardımcılardan oluşan maiyetinin rahat modernliğini karşı karşıya getirecekti.


“Andy, Stephen, Pete ve ben başka bir büyük İngiliz kurumu hakkında film yapmak için bir araya gelmek istedik” diyor Langan. “Kraliyet ailesi açık bir seçimdi. Diana’nın ölümü ve kraliyet ailesinin bununla nasıl mücadele ettiği çabucak en parlak konu olarak ortaya çıktı. Diana sağken büyük bir gerilim nedeni olmuştu; ölümünün monarşiyi belki de son 50 yılın en büyük sorunuyla başbaşa bırakacağı kaçınılmazdı.”


Harries’e göre, kraliyet ailesinin ve Kraliçenin Diana’nın ölümüne nasıl tepki verdiğinin hatırlanması belirleyici faktör olmuştu; geleneklerine çok bağlı olduğundan trajedi karşısında protokolü ihlal etmeyen bir kraliyet ailesi fikri.


“Diana ve Kraliçe hikayesinde beni etkileyen şuydu” diye açıklıyor Harries. “Saltanatı Viktorya’ya dayanan yaşlanmış bir hükümdara genç bir prenses meydan okuyor. Bu prenses bir dizi yanlış tercih sonucu kraliyet ailesine girmiş. Diana’nın sıradışı bir havası vardı. Öldüğü haftayı hatırlıyorum. Çok tuhaftı, garipti; korkunç bir sessizlik vardı, ilk başta kimse nasıl tepki vereceğini bilememişti. Sonra herkes kederlendi. Bu gerçek bir duygu muydu? Yoksa sahte miydi? Onun için miydi? Yoksa diğer bütün dertlerimiz için miydi?”


Langan ve Harries, Morgan’ın özgün ve dramatik bir senaryo yazabileceğine ve ilgi çekici bir uzun metrajlı film yapmak için hikayenin kapsamını genişletebileceğine emindi. “Filmin gerçeğe mümkün olduğunca yakın olması çok önemliydi” diyor Harries. “Peter olduğunu bildiğimiz şeylerle olduğunu hayal ettiğimiz şeyler arasındaki o ince çizgiyi ayarlamakta çok yetenekli”


Morgan’ın Diana’nın ölümünü çevreleyen olayları beyazperdeye aktarma beklentisi anlaşılır bir şeydi. Ancak senaryo yazmaya başladıktan sonra şekillenmeye başlamıştı. “Önceleri 24 saati ele alan, çok karakterli bir özet düşünüyordum. Bu özet ünlü olan ve olmayan ama hepsi de o Ağustos günündeki olaylardan etkilenmiş çeşitli insanları içerecekti.” diyor Morgan. “Sonra anladım ki asıl ilginç olan, Kraliyet ailesinin Diana’nın ölümüyle cenaze töreni arasındaki haftada verdiği tepkiydi. Aile krizdeydi, Balmoral’ın kapalı dünyasına hapsolmuştu. Kraliçe çocukların korunması için bütün televizyonların ve radyoların kaldırılması gerektiğine karar verdi. Böylece Diana’nın tamamen inkar edildiği bir yerde yaşamaya başladılar. Dalkavukluğun desteklediği bir kuruma kapatılmışlardı. Çocuklara Londra’da ve genel olarak ülkede neler olduğu söylenmiyordu. Halk sokaklarda ailenin bir tepki vermesi için yaygara koparıyordu ama öyle bir şey olmayacaktı. O hafta içinde, çok güçlü bir monarşi karşıtı hava oluştu. Daha önce suçlanan basınsa bundan çok memnundu.”


Sadece Kraliyet ailesine odaklanmak etkileyici bir sinema filmi yapmak için yeterli değildi. Dramatik gerilim eksikti. Langan ve ekibinin yaptığı araştırma sayesinde Morgan, yeni seçilmiş İşçi Partisi lideri Tony Blair’in Diana’nın ölümünü izleyen haftada olaylara nasıl etki ettiğini görebildi. KRALİÇE’nin senaryosu çabucak, miras alınan güçlerin eski dünyasıyla demokratik seçimle gelen güçlerin modern dünyası arasındaki karşıtlığı gösteren bir hikayeye dönüştü. Morgan bunu şu sözlerle açıklıyor, “Anayasa, liderlik ve Başbakanla hükümdar arasındaki güç dengesi hakkında bir hikayeye dönüştü.”


“Hikayenin asıl etkileyici yanı sahne arkasında olanlardı” diyor Langan. “Çok yeni bir hükümetti ve seçmenlerle siyasi yorumcuların büyük beklentileri vardı. Ancak dört aydır Başbakan olmasına rağmen, Blair hala dikkat çekici bir jest yapmamıştı. Galler Prensesinin ölümüyle, Blair birdenbire oynayacak bir rol bulmuştu. Hikayenin kilit noktası Başbakanla Kraliçe arasındaki ilişkiydi ve Blair bu ilişkide çok önemli bir taraf olabileceğini biliyordu.”


Harries’e göre, Morgan’ın hikayesinin özü basitliğiyle kusursuzdu: “Bir yanda İskoçya’da gözlerden uzakta kara kara düşünen Kraliçe ve kraliyet ailesi, diğer yanda durumu neredeyse hemen anlayan genç ve dinamik Tony Blair var. Bir anlamda çağdaş bir medyanın ve ağlayan bir halkın istekleriyle yüzleşmelerini sağlayarak Kraliyet Ailesinin geleceğini kurtarıyor.”


DANGEROUS LIAISONS, THE GRIFTERS VE DIRTY PRETTY THINGS gibi pek çok Oskar adayı filme imza atmış Stephen Frears’in projeye dahil edilmesi biraz zor olmuş.


“Ölüme terk edilmemiş, biraz canlılığı olan konular bulmak çok zor” diyor filmin yönetmeni. “Şans eseri son üç dört yıldır orjinal işler yaptım. Bu proje benim için çok çekiciydi. Kısmen yine Peter Morgan’la çalışacağım için ve kısmen de konusu yüzünden. Film eski bir dünyayla yeni dünya arasındaki çatışmayı anlatıyor. Bu ülkede hem gücün hem de zayıflığın göstergesi olmuş gelenek hakkında.”


Frears’ın keskin yönetmen gözü KRALİÇE’nin başarısında önemli rol oynuyor. “Karmaşık ve bir bakıma tartışmalı meseleleri ele alırken saygınlığı, ciddi saygınlığı olan bir yönetmenle çalışmalısınız ve Stephen’da bundan bol bol var” diyor Harries. “O tam bir yönetmen, sadece tecrübeli değil aynı zamanda inanılmaz akıllı. Bunlar nadir görülen özellikler. Aynı zamanda risk almayı seviyor; yerinde duramıyor ve bir filmden farklı bir türe geçiyor. Geçrekten meraklı bir beyni var; o tam bir yaramaz çocuk.”


KRALİÇE’nin en önemli unsurlarından biri de ayrıntıya çok dikkat edilmesi. Belki de malum konusu yüzünden, Kraliçeye kahvaltının nasıl getirildiğinden tutun da kapalı kapılar ardında en yakınlarına nasıl davrandığına kadar anlatılan herşey tam bir doğrulukla ele alınmasa film sansüre uğrayacaktı. Morgan senaryoyu yazarken, bir araştırmacı ekip de bilgileri süzgeçten geçiriyor, kraliyet ailesine yakın kaynaklar buluyor ve basın arşivleriyle televizyon materyallerini inceliyordu. Aynı ekip zaten bu işleri THE DEAL filminde büyük bir başarıyla yerine getirmişti. Onlara kraliyet ailesi hakkında Robert Lacey ve Ingrid Seward danışmanlık yapmıştı. Kitapları için titizlikle araştırma yapan ve sansasyondan uzak duran dünyaca ünlü yazar Lacey’nin eserlerinden bazıları şunlardır “Royal: Her Majesty Queen Elizabeth II” (2002), “The Queen Mother” (1987), “Princess” (1982) ve Kraliçenin ilk biyografisi, “Majesty: Elizabeth II and the House of Windsor” (1977). Seward Majesty dergisinin baş editorü, kraliyet ailesi konusunda saygın bir yorumcudur ve çok satan kitapları “The Queen & Di: The Untold Story” (2001) ile “Diana: An Intimate Portrait” (1997)’i yazarken Prenses Diana’yla pek çok kez görüşmüştür.


“Konuşmak isteyen herkesle görüştüm” diyor Morgan. “Kraliyet Ailesi ve Blair’ler hakkında biyografi yazan pek çok kişi var ve hepsinin de yardımcılardan sekreterlere, uşaklardan hizmetçilere ve hükümet çalışanlarına kadar kendi kaynakları var. Bir sürü malzeme var; asıl sorun gerçeği süslenmiş olaylardan ayırabilmek.”


Görgü kuralları ve protokol meselesi açıktı. Örneğin, hizmetçilerin Kraliçeye nasıl hitap ettiği konusunda fikir birliğine varmak kolaydı. Ancak Morgan karakterlerinin daha özel anlarda neler söylediğini hayal ederken daha dikkatli adım atmalıydı. “Elbette bir yazar olarak tahmin etmek zorundayım” diyor Morgan. “Ama mesela, Diana’nın öldüğü gece Prens Charles’la konuşmuş biriyle görüştüğümde işim kolaylaşıyor. Böylece ne söylediğini öğreniyorum ve o sahneyi oldukça doğru olarak yazabiliyorum. Ne kadar çok bilgi kırıntısı toplarsanız, araştırmanızda kullandığınız malzemedeki kaynakların ne kadar güvenilir olduğunu o kadar iyi bilirsiniz”


“Benim yöntemim önce söylemelerini istediğim şeyi yazmak sonra da araştırmak” diye devam ediyor. “Şaşırtıcı ama genellikle doğru tahmin ediyorum. Bazı sahneler tamamen uydurma. Örneğin Kraliçenin Balmoral şatosunda geyikle karşılaştığı sahne. Ama bazılarını da bilgilerinizle tahmin edebilirsiniz. Örneğin, Tony Blair Kraliçeyi neden öyle hararetle savundu? Onun siyasi bir pragmatist olduğunu biliyoruz, herkesin sandığından daha muhafazakar olduğunu biliyoruz. Ayrıca annesi o zamanlar hayatta olsa Kraliçenin yaşında olacaktı ve muhtemelen Kraliçeyle benzer özellikler taşıyacaktı. Böylece Cherie’nin kocasının neden o şekilde davrandığını kurguladığı bir sahne yazabiliyorum.”


Morgan yönetmen Stephen Frears’le çok iyi bir işbirliği yaptı. “Yazarlar için ideal yönetmen” diyor Morgan. “Her kelimeyi dikkatle düşündü ve beni en başından açıklamaya zorladı. Bana sürekli bir sahnede neler olduğunu düşündüğümü sordu. Mesela ben X, Y ve Z diyorsam, o da bunu benim yazmadığımı söylüyordu. Tonu, vurgulamayı ve açıklamaları pek çok kez elekten geçirdik. Bu entelektüel katılık pek az yönetmende vardır.”


Frears her zamanki gibi katkısı konusunda alçakgönüllü. “Filminde yeniden yazılması daha çok hikayenin daha iyi anlatılmasıyla ilgiliydi” diyor yönetmen. Ve ekliyor, “ben her zaman izleyicinin işini kolaylaştırmanın yollarını ararım.”




Indir 228.5 Kb.

Arkadaşlarınla ​​paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   28




Veritabanı telif hakkı ile korunan ©dosyalar.org 2022
mesaj gönder

    Ana sayfa